Uludak- Uludağ Dağcilik Kulübü
Uludak - Türkiye Dağcılık
Federasyonu Üyesidir.
ETKİNLİKLERİMİZ
ETKİNLİKLERİMİZ
FAALİYET RAPORLARI » KARADAĞ / MONTE NEGRO YAZISI.


Karadağ Zirve Tırmanışları ve Gezisi.
Her yıl Balkanlar'da bir ülkede, dağ tırmanışı yapmaya karar vermiş, Bulgaristan'da Musala 2, Todorka 2 kez, Yunanistan'da 1 kez Olimpos olmak üzere tırmanışlar yapmıştık. 2017 Aralık ayı içinde 5. Genel kurulumuzun hazırlıklarını yaparken bir nedenle aradığım bir arkadaş Balkanlar'da, Karadağ'da olduğunu söylemiş burada çok güzel dağlar var niçin buralara gelmiyorsunuz demişti. Bu öneri yeni hedefimizi belirlememize katkıda bulunmuştu. 2018 yılı ilk baharı 19 - 23 Nisan tarihlerinde programımıza Balkanlar'ın Alpler'i olarak bilinen (Monte Negro) Karadağ'ı almıştık. Hangi dağlara çıkmamız, nereleri gezmemiz konusunda önerilerini almak üzere Karadağ Dağcılık Federasyonu saymanı Tatjana İvanoviç ile iletişime geçtik. Tiran hava alanından başlayan ve hava alanında biten 5 günlük bir program hazırladı. Pegasus fiyatları daha uygun geldiği için Sabiha Gökçen uçuşlu biletlerimizi 3 ay önceden gidiş, dönüş 670 tl aldık.

Yoğun faaliyet koşuşturmacasında Karadağ’a faaliyetimizin vakti göz açıp kapayınca geldi. Tiran hava alanına indiğimizde arkadaşlar 6 kişi sorunsuzca pasaport kontrolünden geçti. Beni, Türk pasaportlu 3 gençle birlikte yaklaşık 1 saat hiç bir sebep açıklamadan beklettiler. Şefleri geldi, pasaportumun sayfalarını evirdi çevirdi bana baktı pasaporta baktı,"sorun yok geçsin" dedi. Beni bekleten kadın sevimsiz bakışlarıyla amacına ulaşmış bir eda ile pasaportumu uzattı. Avrupa birliği pasaportumla mağruz kaldığım bu rencide edici davranış, arkadaşlarımın alay konusu olmakta gecikmedi. Avrupa'da elimi kolumu sallayarak gezerken hava atıyorum ya, özlemle bekledikleri fırsatı yakaladılar "İsmet abi biz olmasaydık seni bırakmayacaklardı" hatta bu konu bazı koşullarla (Chıvaz Regal) aramızda kalabilir gibi şantaja bile maruz kaldım. Arnavut bayan polisin benden elektrik alamadığı kanaatine vardım.

Tatjana hava alanının çıkışında restoranda şoförle oturmuş yemek yiyordu. Saatlerimizi 1 saat geri almamız gerekiyor. Arnavutluktan başlayıp Karadağ’da devam edecek 5 günlük gezimiz boyunca ulaşım için kişi başı 100 £ bir minibüs kiraladık. Otoparkta bekleyen Wolsvagen minibüsümüze binerek yola çıktık. Arnavutluk içinde 1,5 saatlik yolculuktan sonra ahşap dekorasyonun sanata dönüştürüldüğü otantik bir mekanda yemek için durduk. Arnavutluk para birimi Lek 1 tl. = 4 lek. Tatjana ve şoförümüz Budo ile tanışma sohbeti, programımızı değerlendirmenin yanında, yolculukla geçen günün dinlencesi ve akşam yemeği oldu.

Yemekten çıkışımızda hava kararmıştı. Bahçede aracımıza doğru yürürken Tatjana ikinci dünya savaşından kalan üstü mantar gibi küçük mazgalları ile beton koruganları gösterdi. Enver hoca döneminde uzun yıllar dünyaya kapalı olan Arnavutluk savaşın izlerini bugüne taşımış. Yemek ve mekan son derece güzeldi. Ödediğimiz para kişi başı 15 £. Karadağ'da kalacağımız yere 2 saatlik yolculuğumuz var. Hala Arnavutlukta yolculuk yapıyoruz. Gece yolculuğumuzdan aklımızda kalan dar, virajlı bomboş yollar. Neredeyse bir saatten fazla hiç bir araç görmeden ilerliyoruz. Issız bir vadinin içinde Karadağ sınır polisinin kontrol noktasına geldik. Tatjana polislere "Türkiye'den misafirlerimiz var, dağa gidiyoruz" diye bilgi veriyor.
Loş ışıklar altında araçtan inen arkadaşlar ayaklarını açmak için çevrede gezinmeye kalkınca "Araca binin" diyerek uyarı aldılar. Gece karanlığında yabancı bir ülkede, saatlerdir hiç bir canlı görmeden geçen zaman insanda garip bir his uyandırması normal olmalı. Güzel olan tek şey, karanlığın içinden gelen bülbül ötüşleriydi. Sınırdan geçtik, keskin virajlar da iniyoruz, çıkıyoruz. Alışık olmadığımız dar ve boş yollarda ilerlemeyi sürdürürken, yol hiç bitmeyecekmiş gibi. Nihayet sert virajların bittiğine inanmak istediğimiz düz bir yola girdik. Dayanamayıp "Ne kadar yolumuz var " diye Tatjana'ya soruyorum. Tatjana "Five minutes" diye cevap veriyor. Yavaşlayan aracımız, far ışıkları aydınlığında çitlerle çevrilmiş avlunun önünde durdu. Serin hava rakım olarak yüksek bir yerde olduğumuzu gösteriyor. Çantalarımızı indirdik, saat 00.30 olmuştu. Bu yolculuğumuz bana Hakkari, Yüksek Ova, Yeşiltaş köyünden dağa doğru karanlıkta yaptığımız yürüyüşü ve kaldığımız bahçeler içindeki kulübeyi hatırlattı. Karanlıkta etrafımızı göremiyor, nasıl bir yerde olduğumuz bilemiyorduk. Dağ faaliyetimiz sabah 08.00 başlayacak, nasıl olsa kalktığımızda bütün bunların cevabını öğreneceğiz. Bir an önce odalarımıza çekilip yatmamız gerekiyordu.

Pencereden güneşin ilk ışıkları odamızı aydınlatıyor. Etrafı görmek, ihtiyaç gidermek için dışarı çıktığımda Hakkari, Cilo dağlarında yaşadığım şoku yaşıyorum. Derin bir vadinin içindeyiz. Üstümüzde vahşi ve karlı sivriler tüm ihtişamıyla gökyüzüne doğru yükseliyor. Buraya gelmemizin ne kadar isabetli bir karar olduğunu anlamış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Heyecanla dört kişilik odamıza dönüp, "Günaydın arkadaşlar dışarı bir bakın" demek istiyorum.
Kahvaltımızı ahşap masalarda dağ manzarası eşliğinde yapmak için bahçedeyiz. Ekibimizde her kes mutlu buraya gelmeye değer olduğu konusunda hem fikir. Sabah güneşi vadinin geceden kalan serinliğini kırıyor. Biraz sonra üstümüzde yükselen kütleye çıkmak üzere harekete geçeceğiz. Tatjana dağ tırmanışlarını sezona göre planlamıştı. Kar yumuşak olduğu için teknik tırmanışlar için uygun değildi. Bu konuya çok takılmıyoruz. Bu faaliyeti bölgeyi tanımak ve öğrenmek için değerlendireceğiz. Kendi yaşadığım coğrafyada bile ilk defa gittiğim her yerden heyecan duyuyorum. Farklı bir ülkede bu heyecan çok daha üst seviyede oluyor.

Rakım 1460 m. gösteriyor. Ağaç dallarında filizler tomurcuk. Çayırlar, çiçekler henüz bahar havasına girmemiş. Bulunduğumuz vadi içindeki konum Aşağı Grebaja olarak geçiyor. Hemen üstümüzde yükselen tepenin adı Grebaja tepesi.
Kahvaltı sonrası dağlara hareket ettiğimizde saat 08.05 göstermekteydi. Tatjana bize yolumuzun üzerinde bulunan bir başka evi gösteriyor.
- Ünlü Sırp dağcı Safet Mavriç (Cako) evi. - Hayatta mı? - Hayatta değil. Baharın ılık ve nemli havasından canlanmaya başlamış yeşil çayırların içinde bir kaç dağ evinin yanından geçerek ormana doğru yükseldik. Bulunduğumuz seviyede kar yok. Çiçekler, kış bahar arası açan türler.
Zirvelere çıkan patikanın girişi tabelalarla işaretlenmiş. Mesafe ve süre bilgileri yazılmış. Bir süre orman içinde patikayı takip ederek yürüdükten sonra karlı bölgeye geldik. Rehberimiz arada durup dağ ve yaşadıkları önemli anılarından bölümler aktararak bizi bilgilendiriyor. Bu dağlarda zaman zaman ölümler olduğunu ya da insanların kötü hava koşullarından son anda kurtarıldığını aktarıyor. Alican'ın sorusu üzerine de bölgede Ayı, kurt, çakal, tilki, vaşak, domuz gibi yabani hayvanların yaşadığını, bir defasında karşılaştığı ayı ile ilgili hikayesini bize anlatıyor. Hava açık, rüzgar hafif esiyor. Vadi içinden yükseldikçe farklı zirveler karşımıza çıkıyor. Tatjana bizim için Grebaja 1789 m. zirvesi planlamıştı. Üstümüzde heybetli zirveleri görünce dayanamayıp buralara çıkmak istediğimizi söyledim. Tatjana çok zaman kaybedeceğimizi, geç olabileceğini söyledi. - Ben çıkmayacağım ama siz isterseniz çıkabilirsiniz. - En fazla 1,5 saat kaybederiz, bu programımızı etkiler mi? Diye sordum. - Etkilemez.
Ekibimiz 7 kişi olarak karşımızdaki karlı tepelere çıkma kararı alıyor. İlk hedefimiz olan Talijanka 2057 m. zirvesine hızlı bir çıkışla saat 11.00 de ulaştık. Ekibimiz burada yarım saatlik mola verdi. Flama ve bayrağımızla görüntü aldık. Coşku içinde şarkılar söyleyerek Talijanka zirvesinden inişe geçtik. Kuzey yüzü karlı, güney yüzleri açılmış sırtlardaki tepeleri travers yaparak bizi Grebaja 1789 m. tepesinde bekleyen Tatjana ve Budo'ya katıldığımızda saat 12.10. olmuştu. Burada da yarım saat kadar mola verildi. Tatjana çevremizde bulunan dağları tek tek anlattı. Karşımızda en etkileyici kütlelerden birisi Karanfil dağıydı. Koşar adımlarla inişe geçtik. Faaliyetimiz istediğimizi gerçekleştirmiş olmanın verdiği neşe ile tamamlandı. Olumsuz olan tek şey Budo yeni aldığımız telsizimizin bataryasını kar çatlağına düşürmüştü. Dönüşte aradık bulamadık.
Ekibimiz kaldığımız dağ evinin önünde üst baş değiştirme ve yeme içme, güneşlenme molası verdi. Grebaja vadisinden ayrıldığımızda saat 14.30 göstermekteydi. Yarın tırmanacağımız Hajla dağının olduğu Rojaze şehrine gidiyoruz. Yolda uğrayacağımız yaylalar ve şelale var. Vadiden çıkışımızı akşam geldiğimiz virajlı yollardan yapmak zorunda olmayışımıza çok sevindim. Yine de (akşam konaklayacağımız yere vardığımızda anlayacaktım) çok yolumuz vardı. Karadağ hem adına, hem Balkanlar'a yakışıyordu. Derin vadileri, çok yüksek olmasa da görkemli kaya sivrileri vahşi ve etkileyici bir arazi meydana getiriyordu. Yolumuz üzerinde sayfiye yeri olarak kullanılan bizim yayla olarak adlandırdığımız yerleşimlere uğradık. Çoğu Amerika olmak üzere yurt dışında çalışıp yaşayan insanlar her yaz bu evlerine gelip burada toplandıklarını ve tatillerini geçirdiklerini öğreniyoruz. Yaz mevsiminde şenlikler düzenleyip kendi kültürlerini yaşamaya devam ediyorlarmış. Bölge akar suları, verimli toprakları ile zengin bir doğaya sahip. Komarniça ırmağının coşkun sularının oluşturduğu şelale, Nevideo kanyonu girişinde doğanın gücünün bir simgesi gibi. Kaya göletlerin içine dökülen şelalenin beyaz köpüklü suları karanlık göletlerin içinde kayboluyor. Bu kanyonu geçtin mi diye soruyorum Tatjana'ya. - Evet geçtim, ama sular azaldığında. Diye cevap veriyor.
Buradan yolumuza devam edip Plav şehrine gidiyoruz. Aynı adı taşıyan Göl'ünü de ziyaret ediyoruz. Plav şehrinde Osmanlı Paşasının yaptırmış olduğu kule tarzı konağı gezdik. Nesiller boyu bir ailenin burada yaşamış olduğunu öğreniyoruz. Yakın bir dönemde restore edilmiş ve müzeye dönüştürülmüştü. Bu evde doğup büyümüş olan Boşnak aile büyüğü bize kapıyı açıp evi gezdirdi. Görmeye değer bir yer olduğunu söylemem gerekiyor.

Akşam saatlerinde yarın çıkacak olduğumuz dağa doğru yolumuza devam ettik. Ekibimiz yol boyunca şarkılar söyleyip eğleniyor. Tatjana bu coşkulu şarkı söyleyişimizi tebessümle izliyor.
- Ne güzel eğleniyorsunuz, ne güzel bir ekipsiniz. Akşam hava karardığında yerel saatle 20.30 civarı Rozaje şehrine geldik.

Karadağ’da para birimi olarak £ kullanılıyor, fiyatlar bize genel olarak makul denilebilir. İyi bir yerde et yemekleri ve içecekler dahil gelen hesap ortalama kişi başı 15 £. Aracımızı park etmekle meşgul olan Budo ve Tatjana'yı beklemeden işaret edilen restorana girdik. Meyhane havasında bir yer. Sigara içildiğini görünce geri çıktık. Başka bir yer yok mu gibi bakınıyorum. Tatjana kararlı bir şekilde içeriye yürüyünce, peşinden gittik. Sonra anlayacaktık, Fevziya'nın mekanına gelmiştik. Yemekler hazırlanmış ve bizi beklemekteydiler. Akşam yemeği karışık ızgara, salatadan oluşuyor. Fevziya ve ressam oğlu ile tanıştık. Duvarda ve etrafta birkaç yağlı boya çalışmasını izledik. Başka bir dağcı genç masamızda sohbete katıldı. Muhabbet güzeldi saat 23.20 yemekten ayrıldık.

Programımız gereği daha sırt çantalarımızla dağa yürüyüş yapacaktık. Şehrin içinde bir başka yerde bizi bekleyen iki cipe transfer olduk. Çantalarımıza dağda gerekli olan kıyafet ve malzemelerimizi alarak bozuk yollardan orman içinde yaklaşık yarım sat yolculuk yaptık. Şoförümüz muhtemelen bizi beklemekten gerilmiş ve oldukça agresif araç kullanmaktaydı. Hoplaya zıplaya hız kesmeden tam gaz yaylada bulduk kendimizi. Burada bize katılan Fevziya ve malzeme taşıyan yardımcısı ile birlikte 10 kişi olarak Hajla dağ evine hareket ettik. Fevziya rehberliğinde bir saat süren yürüyüş sonunda dağ evine ulaştık. Dağ evi girişinde ayakkabılar çıkarılıyor, terlik giyiyorsunuz. Giriş katı oturma yemek ve sohbet etmek için. Dağ evi 1950 m. yükseklikte bulunuyor. Hava gece serindi. Fevziya, salonun ortasında bulunan sobayı tutuşturunca içerisi ile birlikte kalplerimizde ısındı. Herkes sobanın çevresinde konuşlanmış sohbet ederken, Fevziya şat bardakları ve domaçno ile gelince koro halinde “Ohooo” çekildi. Domaçno havayı daha da ısıttı ve muhabbet şahaneydi.

Sabah dağlara yaptığımız yolculukla başlayan gün tam gaz devam ediyor. Fevziya Kurtiç 1953 yılında kurulan Hajla Dağcılık Kulübü Başkanı. Bu dağ evinin 2005 yılında yapımına başladıklarını bir çok malzemeyi de sırtlarında taşıdıklarını anlatıyor. Gece sohbeti uzayınca Tatjana'ya sabah dağa hareket saatimizi 09.00 yapalım önerisinde bulundum. Yatmak için üst kata çıktığımızda saat 02.00 olmuştu. Yanımıza tulum ve mat almamıştık. Yataklarda battaniye var. Gece şiddetli rüzgar dağ evinin ahşap duvarlarına vurdukça yarın ki dağ faaliyetimizin gerçekleşmesinden endişelenmeye başladım. Uyur uyanık gözlerimi dinlendirdiğim 4-5 saat sonunda pencereden sızan ışık kalkma zamanının geldiğini haber veriyordu. Rüzgarın şiddetinden endişelenip arkadaşları yarım saat önce kaldırdım.

Alt kata indiğimizde bizden başka uyanan olmadığını gördük. Balkan tipi beyaz emaye kaplı kuzine sobayı yakıp sıcak su ile kahve içiyoruz. Fevziya üst kattan indi, kahvaltı için bizlere Tereyağlı Kaçamak yapıyor. Pencereden gideceğimiz dağın set gibi göğe uzanan 250 - 300 m. duvarını ve zirvesini görebiliyoruz. Gideceğimiz rotayı sorup öğrendik. Ekibimizin rehberi Tatjana olacaktı. Güneş ısıttıkça rüzgar azaldı. Saat 09.10 da 8 kişi dağ evinden hareket ettik. Hajla dağı kuzey duvarında 75 - 80 derecelik kaya ve kar kulvarları var. Tatjana'ya buradan çıkan var mı diye soruyoruz. "Çıkmaya teşebbüs eden oldu ama çıkan olmadı" Diyor. Ayrıca Hajla kulübü, bu dağ'da hayatını kaybeden bir arkadaşlarının anısına her yıl ocak ayının ilk haftasında anma etkinliği düzenlediğini anlatıyor.
Solumuzda kalan tepelere yükselip sırt hattına klasik rotadan ulaşmak istiyoruz. Üstümüzde devasa kornişler var. Kornişlerin altından diyagonel çıkmak yerine direk kayalara vurup çıktık. Sırt hattını takip ederek rahat bir yürüyüşle zirvedeyiz. Burada verdiğimiz uzunca bir mola sonrasında dönüşe geçtik. Dönüşün çıkıştan daha sıkıntılı olduğunu belirtmeden edemeyeceğim. Bu dağa kış mevsimi geliyorsanız, güvenli ve rahat hareket etmek için mutlaka kazma ve krampon almak gerekiyor. Sırt hattını dönüşte sonuna kadar kat edince bodur çamların kenarından tutunarak dik bir yüzeyden indik. Özkan tehlikeli bölümü geçtikten sonra yan geçişte düşerek bir müddet kaydı. Yaklaşık 600 m. yan geçiş yapmak zorunda kaldık. Bütün bu riskleri almamızın nedeni yanımızda kazma ve krampon olmayışıydı. Sorunsuzca dağ evine inişimizi gerçekleştirdik.

Dışarıda ahşap masalar da oturup kızdıran güneş altında şarkılar söyledik. Karadağ gezimizin dağ bölümünü bu çıkışla tamamlamış oluyoruz. Hedefimize ulaşmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Araçlarımızın geldiği yaylaya inişimiz 30-35 dakika sürdü. Burada da seyir terasında kurulmuş bir kafeteryada yöre insanlarıyla sohbet ettik. Karadağ'da girdiğimiz bu tür mekanlar da kitaplık, el sanatları, resim ve fotoğraflarla geçmişi bu güne taşıyan görseller dikkatimizi çekiyor. Çevre konusunda daha bilinçli bir toplumla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. Geçtiğimiz yerleşim alanlarında çok fazla çiçek açmış meyve ağaçları görüyoruz. Bu durum baktığımız her yerin renkli ve güzel görünmesinin yanında, insanların çalışkanlığının göstergesiydi. Yayla 'da verdiğimiz mola sonrasında bizi bekleyen araçlarımızla Rozaje'ye dönüş yaptık. Fevziya'ya flamamızı takdim edip, Hajla ve Uludak'ı kardeş kulüp ilan ettik.

Minibüsümüze binerek yine şarkılar söyleyerek yollara düştük. Yolumuz üzerinde doğal güzellikleri olan yerlerde durduk, izledik yürüyüşler yaptık. Akşam hava kararmadan önce yolda yemek molası verdik. Restorana oturduğumuzda yiyecek olarak et tercihi yaparak sipariş verdik, bekliyoruz. Türkiye'den gelen bir telefon, ekibimizin bütünlüğünü etkileyecekti. Alican oğlunun hastaneye kaldırıldığını duyunca acil dönüş kararı aldı. Uzun telefon trafiği sonunda bilet işlemlerini tamamladı. Bu gece 02.00 Tirana hareket edecek ve yarın 11.00 uçağı ile İstanbul'a dönecekti.

Yemek sonunda içimiz buruk bir şekilde yine yola düştük. İki saatlik yolculuk sonunda yarın ki gezi programımızda yer alan Durmitor Milli Park yakınlarında Prokletije şehrine ulaştık. Geç saatlerde, duş alıp iyi bir uyku çekmenin özlemi içinde bir apart otele yerleştik.
Sabah, 1600 m. rakımda bulutsuz bir gökyüzü ve parlak bir güneşin aydınlığında serin bir havaya uyandık. Hazırlıklarımızı bitirip, bizim için Prokletije şehrinin merkezinde planlanan kahvaltıya gitmek üzere 08.15 kaldığımız otele veda ediyoruz. Gece yola çıkan Alican'ın ayrılması ile bir kişi eksildik. Sabah serinliğinde açık havada bir kahvaltı fena olmadı. Bulunduğumuz yer kış turizm merkezi. Karşımızda yükselen karlı dağlar bunu doğrular nitelikte. Eteğindeki yeşil orman örtüsü ile birlikte Durmitor Milli Parkı’nı oluşturmakta. Kahvaltımızı alırken Türk Milli Bayan Hentbol Takımı yönetici ve oyuncuları ile karşılaştık. Bizi akşam yapılacak maça davet ettiler. Yolcu olduğumuzu buradan Adriyatik kıyılarına gittiğimizi söyledik.

Kahvaltı sonrası ekibimiz, Durmitor Milli Parkı içinde bulunan Kara Göl’e yürüyüş yaptı. Ladin ve köknar ağaçlarının oluşturduğu ormanın içinde görülmeye değer bir doğsı var. Karşımızda yükselen karlı dağların oluşturduğu ırmak, gölü beslerken, sessiz ve berrak sularıyla doğanın güzelliğine güzellik katıyor.
Gezimizin sonraki bölümünde Adriyatik denizinin önemli fiyort ve tarih kenti Kotor var. Tarihi ve doğal zenginlikleri ile önemli bir turizm merkezi. Çok uzun yıllar terk edilmiş ve bakımsız kalmış tarihi yapılarını canlandırmak için her yerde hummalı bir çalışmaya tanık olduk. 9 Yüzyıldan sonra yapımına başlanmış olan tarihi kalesine çıkmamak olmazdı. Arkasında dağ, önü deniz. Tatjana Osmanlının buraya gelmediğinden bahsetti. Öyle bir kale yapmışlar ki, İstanbul’u fethetmek daha kolay demek yanlış olmaz. Şehrin içinden kaynayan suların oluşturduğu havuz ve dağlardan gelen akar suyu şehri yaşanır kılan önemli bir etken. Sokaklarında yüz yıllardır değişmeden bu güne gelmiş yürümekten aşınmış orijinal kaldırım taşları. En geniş kale duvarları, en eski kilise, yapılar, kapılar, sokaklar. Büütün bu özellikler ve güzellikler Fiyort şehrini daha da özel kılıyor. Yarın sabah 04.30 yola çıkacak olduğumuz için gündüz gözüyle açık deniz kıyısında bulunan Budva şehrine geçmemiz gerekiyordu.

Budva şehrinde aracımızı park ettik. İlk işimiz Ali'nin uyarısı üzerine Balerin Deniz kızı heykeline yürümek oldu. Sahilde kayaların içinden bir yürüyüş yolu bizi plaja çıkardı. Günün son ışıklarına sahilde veda ettik. Budva Karadağ'ın en önemli turizm kenti. Akşam şehir ışıkları yandığında çarşısını gezdik. Yoğun bir gün geçirmiş yorulmuştuk. Yemek yiyebileceğimiz bir yer arıyoruz. Meydanda masaları olan, çarşı giriş kapısındaki Restoranı seçtik. Servis yapan garson konuşması, tipi sahte davranışları ile hepimizi rahatsız etti. Şişirilmiş olarak gelen hesap, bu kanaatimizi doğruladı. Yemek Karadağ gezimizin son aktivitesi oldu. Otelimize geldiğimizde muhabbet bir süre terasta devam etti.
Sabaha karşı 04.40 aracımız Tiran, Nene Tereza hava alanına hareket etti. Araçta genellikle uyku halinde geçen yolculuğumuzda, kapalı olan ana yol bizi tali yola sokunca dar ve virajlı yollardan ana yola çıkıncaya kadar şoförümüz Budo bile zorlandı. Kahve molası için yarım saati aşkın mola verdik. Aksiliklere rağmen hava alanına zamanında ulaştık. Bir anne şefkatiyle bizi sahiplenen rehberimiz Tatjana, son ana kadar enerjisini hiç düşürmedi. Yüzünde tebessüm eksik olmadı. Dürüstlüğü, seviyeli duruşu, konuşması ve özgüveni ile saygımızı ve sevgimizi kazandı. Yılmadan ülkesi Karadağ’ı anlattı, sorularımızı cevapladı. Daha çok yer gezebilmemiz için 5 gün boyunca harcadığı çaba etkileyiciydi. Tekrar görüşmeyi dileyerek buluştuğumuz hava alanının giriş kapısında Tatjana ve şoförümüz Budo’ya sevinç ve hüzünle karışık veda ettik.
Bu seyahatimizde 670 tl. uçak olmak üzere, gezi boyunca da kişi başı 280 £ harcamamız oldu. Araç kiralamamış olsaydık bu kadar gezmemiz mümkün olamazdı.

Yine bir tekrarı yaşıyoruz.
Her zaman olduğu gibi ailemizi, evimizi özledik.
Evimizden heyecanla ayrılmıştık, heyecanla dönüyoruz..
İsmet Şentürk. 27 Nisan 2018, Cuma.




Kullanıcı Paneli
Mail Adresiniz
Şifreniz
Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kulübümüzden Haberler
» AYLIK FAL. PROGRAMI
» ALPLER GÜNLÜĞÜ.
» ULUDAĞ'IN MANTARLARI.
» AYIN YAZISI.
» NASIL ÜYE OLUNUR

Hava Durumu
Anılarımız Yaşadıklarımız
Uludağ - Hava Durumu

Faydalı Linkler
»
» Dağlarda hava durumu.
»
» Yüksek irtifa hastalığı.
»
» Türkiye'nin önemli dağları.
»
» Dünya'nın En Yüksek Dağları.
»
» Bursa'da Outdoor Mağazaları.
»
» Türkiye'de Outdoor mağazaları.
»
» BURSA İÇİN HAVA DURUMU.


 
Anasayfa | Yasal Uyarı | İletişim ecebilisim